14 Kasım 2014 Cuma

Muğla Köyceğiz Toparlar Ortaokulu'ndan Mektubumuz Var




Muğla Köyceğiz Toparlar Ortaokulu yoğun göç alan bir bölgede ve buna bağlı olarak  maalesef parçalanmış aile çocuklarıyla dolu. Ekonomik sıkıntıları had safhada olan bu tertemiz çocukların okuması gerek ki hayatlarını kurtarabilsinler.

Tüm olumsuzluklara karşın kız hentbol takımları üç yıldır il birincisi,
Okuma yarışmalarında son beş yıldır ilk üçteler, 
Merkezi sınavlarda 2 kez ilçe birincisi çıkardılar,

Ama artık tükendiklerini hissediyorlar çünkü çocuklara okutacak kitapları, sporcularına giydirecek kıyafetleri yok. Bizlerden ricaları seslerini duyurmanız ve bu pırıl pırıl çocuklara yardım etmemiz. 

Öncelikli İhtiyaçları 

1. 9-14 yaş grubu kıyafet ve ayakkabı
2.9-14 hentbol ayakkabısı
3.9-14 yaş grubunun okuyabileceği kitaplar

4.Saz vb. enstrüman

Çorbada benimde tuzum olsun, bu pırıl pırıl gençlerin eğitimine katkım olsun diyorsanız detaylar için info@aslinindolabi.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.

24 Haziran 2014 Salı

Kedi Sahiplenmek İsteyen Meleklerin Dikkatine!




Bu gördüğünüz iki aylık yakışıklı sarışın kuzuya acil yuva arıyoruz. Kendisi bir süredir Maslak Güney Plazada ikamet etmekteydi maalesef artık orada yaşamasına izin verilmiyor. Bu minik sevimli kuzu sokaklarda kalmasın, ben evimi, yemeğimi paylaşırım diyorsanız aslinindolabi@gmail.com'a mesaj atın! Kuzu şimdilik geçici yuvasında ömürlük ailesini bekliyor!

6 Nisan 2014 Pazar

Doğa aktivistlerinden ''Atların Efendisi'' gösterisine tepki

Dünyaca ünlü at gösterisi Lord Of The Horses (Atların Efendisi) Türkiye'de ilk kez dün akşam sahne aldı. Gösterinin düzenlendiği İstanbul Ataşehir'deki Ülker Sports Arena'nın önünde ise hayvan hakları aktivistlerinin protestosu vardı.
Hayvan özgürlüğü aktivisti Dicle Ürünay, Atların Efendisi gösterisinin reklamını gördüğünde, bu konuda mutlaka bir şey yapmak gerektiğini düşünerek harekete geçmiş. Bağımsız Doğa - Hayvan Aktivistleri’nin de aynı saat için bir protesto çağrısında bulunduğunu öğrendiklerini belirten Ürünay şöyle devam etti: “Onlarla birlikte yaklaşık 15 - 20 kişi olduk ve protestoyu gerçekleştirdik. Protestoyu Bağımsız Doğa - Hayvan Aktivistleri ile birlikte gerçekleştirmiş olduk. Bireysel hayvan özgürlüğü aktivisti olarak tek başıma dahi olsa birkaç döviz açıp oturma eylemi yapmayı düşünürken, bu fikri güvendiğim ve eylemlerden tanıdığım birkaç arkadaşım ile paylaştım. Nitekim biz hazırladığımız dört döviz ile üç kişi, ilk gösterinin yapılacağı Ülker Sports Arena önüne geldik.”    
''YIRT AT BİLETİ, HAYVANLARA ÖZGÜRLÜK''
Doğalarında olmayan hareketleri yapmaya mecbur bırakılan hayvanların çivili sopa, elektrikli kırbaç, aç bırakma gibi yöntemler kullanılarak eğitildiğini söyleyen Ürünay, amaçlarının ‘bu yaşananları gösteriye giden insanlara anlatmak’ ve ''geri dönmelerini sağlamak'' olduğunu belirtti.

Ürünay sözlerine şöyle devam etti: “Bunun için Bağımsız Doğa - Hayvan Aktivistleri ile birlikte ''Yırt at bileti, hayvanlara özgürlük'' sloganı attık. Birkaç kişinin ilgisini çekebilmeyi başardık. Bir baba çocuğunu bizim yanımıza getirerek, hayvanların eğitim koşullarını, şartlanmışlıkla doğalarından uzaklaşmalarını birlikte dinledikten sonra ''Bu seferki benim hatam, bir daha asla.'' dedi. Bir başka kişi ise ''İçim acıya acıya içeriye gireceğim.'' dedi ve birkaç kişi yoldan geçerken protestoya katılarak bizlere desteklerini sundu.” 


 radikal.com.tr

8 Mart 2014 Cumartesi

Sokak Hayvanlarına Mama Toplama Konseri




  
Sokak hayvanlarına mama toplamak amacıyla 16 Mart Pazar günü saat 18.30'da Dorock Bar'da birçok grubun katıldığı bir konser düzenlenecek. Giriş ücreti olmayan bu konserde tek koşul, en az 1 kilo olmak üzere kedi veya köpek maması getirilmesi.

Konsere katılan gruplar: Across the Wall, Anoreksi, Crimson Hill, Listana, Milk Hunter, Opioid, Sabhankra. 








4 Mart 2014 Salı

Yine bir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü



Yine bir 8 Mart... Yine bir Kadınlar Günü... 

Bu sefer yıl 2014... Tek fark bu. Değişen sadece yıl... 

Hala kadınlara yönelik şiddet, cinsel istismar - taciz - tecavüz, cinayet artarak devam etmekte... 

Hala birçok kadın, yeterli iş istihdamı sağlanamadığı için seks işçiliği yapmakta...

Hala kızlarımız, çalıştırılmak veya evlendirilmek için okullarından alınmakta...

Hala ülkemizin özellikle bazı kesimlerinde, intihar süsü verilerek kadın cinayetleri işlenmekte...

Hala çocuk yaşta kızlar, evlilik kisvesi altında satılmakta ve böylece hala pedofili özgürce yaygınlaşmakta...

Hala kadınlarımıza birçok alanda 2. sınıf vatandaş muamelesi yapılmakta...

Ve hala ne yazık ki birçok kadın, bu yapılanlara en ufak bir tepki göstermemekte...

...

Her yıl tüm dünyada büyük etkinliklerle kutlanan Kadınlar Günü'nün temelinde de oldukça üzücü bir hikaye yatmakta. İşte 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün o acıklı tarihçesi:

''8 Mart 1857 tarihinde, ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde, Danimarka'nın Kopenhag kentinde Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda, Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına, 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.''

 Yeşim Yılmaz

3 Mart 2014 Pazartesi

Kadın Cinayetlerini Durduracağız!

8 Mart Dünya Kadınlar Gününe yaklaştığımız şu günlerde kadının önemini ve değerini anlatan onlarca makale, haber yazısı, program ve etkinlik ile karşılaşacaksınız. Her şey kadınlar içinmiş gibi göründüğü halde madalyonun arka yüzü hiç de o kadar parlak değil. Bu gün hepimiz kadının toplumdaki önemini ve değerini bildiğimiz halde ona yapılan en büyük haksızlığı görmezden geliyoruz. ”Kadınlarımız bizim için çok değerlidir” derken aslında kadınların yıllarca cinsiyet ayrımcılığı görmesine, yaşama, okuma, çalışma, karar verme gibi birçok haktan mahrum bırakılmış olmasına ses çıkartmayacak mıyız? En doğal hakları olan yaşama haklarının ihlal edilmesine göz mü yumacağız?
Yıllardan beri kadınlar; fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmak, eğitim-öğretim imkanlarından yoksun bırakılmak, cinsel istismar ve tacize uğramak, toplumsal ve kültürel baskı görmek, çalışma hakkından yoksun bırakılmak, iş yerinde ayrımcılık ve gelir adaletsizliğine maruz kalmak gibi daha yüzlercesini sayabileceğimiz problemlerle karşılaşıyor. Fakat tüm bunlardan çok daha önemlisi günümüzde kadın “Yaşam Hakkı” mücadelesi veriyor. Kadınlar için sayabileceğimiz yüzlerce sorundan çok daha vahim bir bilançoya sahip bir Türkiye var şimdilerde. Türkiye’de her 3 kadından 1’i şiddet mağduru. Uzmanlara göre ülke genelinde eşi veya eski eşi tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı %39. Kırsalda bu oran %97'lere çıkıyor. Yaşadıkları fiziksel şiddeti kimseye anlatamayan kadınların oranı %48.5. Herhangi bir sivil toplum örgütüne ve polis, savcılık dahil hiçbir kuruluşa başvurmayanların oranı %92.Genel kanının aksine kırsal kesimde ve kentlerde kadına karşı şiddet oranı hemen hemen eşit düzeyde. Şiddetin en yoğun yaşandığı bölgeler ise Doğu ve İç Anadolu bölgeleri. Biraz daha istatistik araştırma yapıldığında karşımıza çok çarpıcı veriler çıkıyor. Aile içi suçların yüzde 87'si kadınlara karşı işleniyor. Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan istatistiklere göre, Türkiye'de kadın cinayetlerinde 2002'den 2009'a kadar %1.400 oranında artış olduğunu gösteriyor. Aynı verilere göre 2002 yılında 66, 2003'te 83, 2004'te 164, 2005'te 317, 2006'da 663, 2007'de 1011, 2008'de 806, 2009'un ilk 7 ayında ise 953 kadın yaşamını kaybetmiştir.

Kadına karşı şiddetle mücadelede, kadın ve erkeklerin duyarlılıklarının artırılması, farkındalık yaratılması ve bilinçlendirilmesi ayrıca şiddet mağduru veya risk altındaki kadınlara sunulan hizmetlerde ise kurumsal mekanizmaların eşgüdüm içinde çalışmalarını sürdürmesi gerekiyor. Tüm bu doğrultuda artan kadın cinayetlerinin toplum tarafından fark edilmesi ve kadınların başta Yaşam hakkı olmak üzere tüm haklarına sahip çıkmak amacıyla 2010 yılında “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu” kuruldu. Kadın cinayetlerinin önemli bir toplumsal sorun haline gelmesinden dolayı siyasi partiler, sendikalar, dernekler, demokratik kitle örgütlerinden kadınların bir araya gelmesiyle kurulan platform ilk yürüyüşünü 16 Ağustos 2010 tarihinde gerçekleştirdi. Kadınlar tüm haklarına kavuşarak yaşasınlar diye kurulduğu günden bu yana çalışmalarına ara vermeden devam eden platform toplantılar yapıyor, düşünüyor, politikalar üretiyor ve bünyesinde barındırdığı binlerce gönüllüyle ortak kararlar alıyor. Önceliği kadın cinayetlerini durdurmak olan platform bu zamana kadar işlenen birçok kadın cinayeti davalarının da takip ederek devletin kadınların arkasında durmasını sağlıyor. Kadınların korunmasıyla ilgili 6284 sayılı yasanın yönetmeliğinin yürürlüğe girmesinin ardından uygulamadaki diğer eksikliklerin giderilmesi ve koruma altındaki kadınların etkin korunması için mücadele eden platform kadın cinayetlerine karşın etkin bir kamuoyu oluşturmayı hedefliyor. Ayrıca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve meclisle görüşmeler yaparak kadın cinayetlerinin önlenmesi için somut adımların atılmasını sağlıyor. Kadınların öldürülmesinde ihmalleri bulunan idari görevliler, polisler, savcılar, hakimler ve diğer sorumluların cezalandırılması, kadın katillerinin cezai indirim almalarının önüne geçmek gibi hukuki çalışmalarda bulunan “Kadın Cinayetlerini Durduracağız “ platformu yetkilileri bu cinayetler durduruluncaya dek daha fazla kadın ve aileyle birlikte mücadele edecek. Platform kadınlar öldürülmesin diyen tüm duyarlı vatandaşlarından destek ve katılım bekliyor. Cinayetlerin durdurulması için herkesin her yerden yapabileceği şeyler olduğuna inan platform üyeleri herkesi etkinlik ve çalışmalarına davet ediyor. Türkiye’nin farklı yerlerinde haftalık yürüyüşler gerçekleştiren platform üyeleri 8 Mart Dünya Kadınlar gününde de kadın cinayetlerini durdurmak için yürüyüşte. Sizde bu yürüyüşlere , çalışmalara katılabilir ve farkındalık yaratmak için çevrenizde paylaşabilirsiniz. Platform ve kadın cinayetleri hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz http://www.kadincinayetlerinidurduracagiz.net/ internet sitesini ve https://www.facebook.com/kadincinayetlerinidurduracagiz?fref=ts facebook sayfanı ziyaret etmenizi öneririz.

25 Şubat 2014 Salı

Ne deneye, ne ormana... HİÇBİRİNİ VERMİYORUZ!


2 Mart Pazar günü saat 14:00'da Kadıköy İskele Meydanı'nda, hayvanlarla ilgili çıkarılmak istenen yasa tasarısını protesto eylemi düzenlenecek.

Birçok sivil toplum kuruluşunun destek verdiği eylem hakkında ayrıntılı bilgi ikimart.blogspot.com.tr adresinde mevcut.

İlgili basın bülteninden:

''Yaşam hakkı savunucuları olarak, geçtiğimiz günlerde yeniden gündeme gelen ve hem sokak hayvanları hem de sahipli hayvanların yaşam hakkını adeta gasp eden yasa tasarısını reddettiğimizi, gerek sosyal medya gerekse 19 Şubat 2014 günü, TBMM önünde yapılan basın açıklamasında duyurmuştuk.

Hayvan Hakkı Savunucuları'nın yanısıra, adaletli olan herkesi isyan ettiren bu taslağın yarattığı rüzgar henüz dinmemişken, sokaktaki kedi köpeğin vücudunun laboratuvar ekipmanı olarak kullanılmasını meşru kılan hayvan deneyleriyle ilgili yönetmeliğin de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesi bardağı taşıran son damla olmuştur...''


Yeni TEMA Filmi, Herkesi TEMA Gönüllüsü Olmaya Çağırıyor


           


Gönüllülüğe çağrı yapan filmde, emeği geçen herkes TEMA Vakfı'na gönüllü olarak destek verdi. TEMA Vakfı'nın yıllardır gerçekleştirdiği mücadeleyi daha da güçlendirmek için hayatı savunan herkesi gönüllü olmaya davet ettiği filmde ünlü oyuncu Yiğit Özşener rol aldı. Filmde TEMA gönüllüleri Özşener'e eşlik etti.
Filmin yönetmen koltuğunda 7 Mart'ta vizyona girecek Silsile filminin de yönetmenliğini üstlenen Ozan Açıktan oturdu. Kreatif direktörlüğünü Murat Yılmaz'ın yaptığı, senaryosunu Alper Canıgüz'ün yazdığı filmin çekim, prodüksiyon ve post prodüksiyon sürecinde emeği geçen tüm ekip TEMA Vakfı'na gönüllü destek verdi. Filmin prodüksiyonu PToT Film, post prodüksiyonu Burak Doğan, müziği ise Jingle House tarafından yapıldı. Filmde kullanılan tüm fotoğraflar ise Atlas Dergisi tarafından sağlandı. Anadolu topraklarını bir cennet olarak ifade eden filmde, Türkiye'nin 7 bölgesinden doğa ve doğal hayat fotoğraflarından oluşan bir Türkiye haritası tasarlandı. Önemli olanın, bu toprakları korumak olduğunun altının çizildiği filmde, tabiat harikası bu ülkeyi gelecek nesillere bırakabilmek için TEMA gönüllüsü olmaya çağrı yapılıyor.
 





Andrea Bocelli TEMA Vakfı Yararına Konser Verdi


TEMA Vakfı'nın kurulduğu günden bu yana hayata geçirdiği faaliyetler, MOST Production tarafından organize edilen Andrea Bocelli konseri ile taçlandırıldı. Dünyanın en sevilen tenorunu müzikseverler ile buluşturan konser kapsamında TEMA Vakfı'nın 20. yılı da kutlandı. 22 Şubat'ta gerçekleşen, TEMA Vakfı kurucuları Hayrettin Karaca ve A. Nihat Gökyiğit'in de katıldığı konserde, Andrea Bocelli'ye konuk şef Marcello Rota 'nın yönetimindeki 102 kişilik Tekfen Filarmoni Orkestrası ile 60 kişilik IDSO Korosu eşlik etti. Bilet leri 3 hafta öncesinden  tükenen konseri, 9.300 kişi seyretti. Andrea Bocelli, konserde kendisine TEMA Vakfı tarafından hediye edilen broşu taktı. Broş, Vakfın gönüllülük felsefesini temsil eden melek ikonundan esinlenerek Bocelli'ye özel olarak Nakkashgah - Ali Gürşen tarafından tasarlandı. 
Birinci bölümde Andrea Bocelli, soprano Paola Sanguinetti ile düet yaptı. Konserin ikinci bölümünde Türkiye'nin sevilen ses sanatçısı Sıla, Andrea Bocelli ile Avrupa'nın önde gelen bandeneon üstadı Mario Stefano Pietrodarchi, Edith Piaf'ın "La vien Rose" adlı şarkısını birlikte seslendirdiler. Konserin finalinde Andrea Bocelli, İtalyan şarkıcı Ilaria Della Bidia ile "Canto Della Terra"yı seslendirdi.  

www.tema.org.tr


24 Şubat 2014 Pazartesi

Benim size ; Çocuklarında bize ihtiyacı var!



“Benim size ; Çocuklarında bize ihtiyacı var” diyerek geçtiğimiz Nisan ayında başlatılan bir sosyal projeyi sizlerle tanıştırmak ve daha fazla farkındalık yaratmak istiyoruz. Türkiye’nin birçok bölgesindeki çocuklara kitap götürmek için yola çıkan bu çiçeği burnunda projeyle bizde yeni tanıştık ve çok sevdik. Sizin için işin içine biraz daha girip bu sosyal sorumluluk projesinin başkanı ve kurusu  Ufuk Tan Keleş ile iletişime geçerek bu duyarlı projenin etkinlikleri hakkında daha fazla bilgi edindik. Türkiye’nin bir çok bölgesinde kütüphanesi olmayan, yardıma muhtaç çocuklarımıza destek olmayı hedeflemiş olan “Benim size ; Çocuklarında bize ihtiyacı var” projesi daha şimdiden Türkiye’nin 4 ayrı ilinde çalışmalarını gerçekleştirmiş bile. Ufuk Bey başlattığı proje ve proje için kurduğu grup hakkında görüşlerini şöyle açıklıyor:
“Her ay bir okula kütüphane kurmayı hedefleyen grubumuz; Kendi çekirdek kadrosu ile hiç hiçbir kurumdan destek almamasına rağmen kendi bütçesi ile kırtasiye, kitap ve ulaşım gibi zorlukları elinden geldiğince aşmaya çalışarak okullara hizmet götürmeye devam ediyor. Doğu bölgesinde Mardin, K.Maraş, G.Antep ve özellikle Diyarbakır’da bulunan okullara Hizmet götürmeyi hedefleyen grubumuz, alacağı destekler doğrultusunda hedeflerine ulaşacağına emin ve oldukça kararlıdır.”